
Döndüm baktım ve;
Sende kendini beğenmiş birisi olarak şu anlamsız hayatını sürdürüyorsun.
Evet, sende kendine olan özgüvenin yüzünden her şeyi sonraya erteliyorsun nasılsa yaparım dercesine.
Gözyaşlarını kimseye göstermezken, kahkahalarını herkesin duyduğundan emin olmak istiyorsun.
Bütün gün hiç bi’ şey yapmadan oturduğun yerde, kafanda oluşturduğun düşüncelerin içerisinde bir oradan bir buraya koşturarak sadece kendini yoruyorsun.
Düşünürken içtiğin sigara sayısı, yaşamak için aldığın nefes sayısına eşitleniyor giderek.
Kafanın içerisinde yaşadığın gel-gitlerin sayıları o kadar çok arttı ki, tam olarak hangi tarafında kalacağını kestiremediğin anlar yaşıyorsun kurduğun düşünceler için.
Hayatını havasızlıktan küf tutmuş ve boyaları akmış, bazı bazı yerleri sigara isinden kararmış, güneş ışığından hiç bir yarar göremeyen, neredeyse 4. bir duvara bile ihtiyaç duyulmayacak kadar küçük bir odanın içine hapsetmişsin.
Genede bunların hiç biri hayal dünyanda, bi’ mükemmeliyetçil varoluşun, bi’ en üst seviye üstünlüğün, bi’ dokunulamaz karakterin içerisinde yaşadığın gerçekliğine karşı gelebilecek durumlar değiller senin için.
Üzgünüm sevgilim, giderek bana benziyorsun. Her sana baktığımda gördüğüm “kendimden” ben bile nefret ettim. Sendeki ben olarak katlanılamaz birisinin doruklarında olduğumu fark ettirdin. Sana böyle davranman için daha fazla kendimden enjekte edemem. Seni bu lanet durumdan azad ediyorum. Eski yerinde duramayan, mutluluktan her an kalp krizi geçirebilecek olan yaşantın benden uzakta bir yerlerde seni bekliyor.
Elveda demiyorum sana, çünkü bana o kadar benzedin ki sevgilim. Kendime elveda edebilmem için bir silaha ihtiyacım var.
O yüzden sadece odalardan uzak dur.